menu Menü
Beyin Mistik Tecrübeleri Üretmeye Mi Programlı?
Sinir ağımızın yapısında bize bir Tanrının varlığını düşündürecek bir şeyler mi var? Sinirbilim ile duygularımız, hislerimiz ve düşüncelerimiz arasındaki bağı araştırırken, şimdi de tüm beyinlerin inançlı olmaya eşit miktarda programlanıp programlanmamış olduğuna bakacağız.
Tarafından siyarbahadir Gönderildi içinde Uncategorized 24/05/2020 8 dakikalık bir okuma
Organizma Mı Makina mı? Bir Önceki Modern zihin için Meditasyon ve Farkındalık ya da Ey Zahid Sen Bizi Sanma Günahkar. Bir Sonraki

Beyin Mistik Tecrübeleri Üretmeye Yatkın Olabilir Mi?

Sinir ağımızın yapısında bize bir Tanrının varlığını düşündürecek bir şeyler mi var? Sinirbilim ile duygularımız, hislerimiz ve düşüncelerimiz arasındaki bağı araştırırken, şimdi de tüm beyinlerin inançlı olmaya eşit miktarda programlanıp programlanmamış olduğuna bakacağız.
Temporal Lobu Kurcalarsak Makinayı Bozar Mıyız?

2001’de, ünlü zoolog ve evrimsel bilimci Richard Dawkins Tanrı Kaskı‘nı taktığı bir deneye girecekti. İçinden elektrotların çıktığı bu kask, giyenleri “Göklerden Gelen Karar” ile tanıştıracağını iddia ediyordu, bunu da beynin normal elektrik dalgalarını bozarak yapacağını söylüyordu. Dawkins nefes alma ritminin ve uzuv duyularının bir şekilde etkilendiğini, ancak “Tanrının varlığıyla ilgili herhangi bir şey” hissetmediğini söyledi. Hemen sonra, kaskın mucitlerinden biri olan nörobilimci Michael Persinger, önceki testlerin Dawkins’in bilinç durumumuzu düzenlemekten, dil, uzun süreli hafıza depolaması ve duygusal reaksiyonları düzenlemekle sorumlu Temporal loblarında duyarlılığın zaten az olduğunun keşfedildiğini idda etti. İcat etmiş olduğu kas, Temporal lobların üzerine yerleşmiş olan manyetik cihazlardan oluşuyordu ve zaten, Temporal lob elektrik aktivitesini düzenleyerek işlev görüyordu.  Parsinger, kısaca son bir kaç on yılda ateizmin global yüzü olmuş olan Dawkins’in zaten beyin yapısı nedeniyle “Tanrısal Müdahalelere” bağışıklığının olduğunu ima etti.

Moleküler genetikçi Dean Hamer, “Tanrı Geni” terimini 2004’te Tanrı Geni: İnanç Nasıl Genlerimize İşlenmiştir isimli kitabında ilk defa kullanan kişidir. Spesifik beyin kimyasallarının durumuyla ilişkili olarak kişinin Tanrıya inanma kapasitesinin değiştiğini o kitabında iddia ediyordu. Amerika Birleşik Devletleri’nde Ulusal Kanser Enstitüsü’nde Gen Yapısı ve Düzenleme Birimi’nin başkanı olarak çalışan Hamer, 2.000’den fazla DNA örneğini karşılaştırdığı bir çalışma yürüttü ve gönüllülerine 226 soru sordu. Evren. En yüksek skorerlerin bir geni paylaşma olasılığının daha yüksek olduğunu buldu: veziküler monoamin taşıyıcı 2 (VMAT2). Beynimizde monoaminler adı verilen ruh hali düzenleyen kimyasalların akışını kontrol eden gen. Hamer’in çalışmasına göre, bu geni taşıyanlar taşımayanlara göre daha fazla Ruhanî düşünce geliştiriyordu.

Ayahuasca’da Monoamin Pompasına Etki Etmiyor Muydu?

Ve doğal olarak, bir Tanrı Geninin varlığı iddiası, bir çok eleştiriyi de beraberinde getiriyordu. New York Times’ın bilim yazarı ve Yale Üniversitesi Morse College’da çalışan bir arkadaşı olan Carl Zimmer, VMAT2 çalışmasının, genleri kişilik özellikleriyle ilişkilendiren, “başlangıçta etkileyici ancak sonuçta istatistiksel gürültüye dönüşmeye mahkum olan bir çalışma daha” olduğunu iddia etti. Minnesota Üniversitesi, biyoloji profesörü  PZ Myers ise VMAT2 için “dini faaliyetler gibi yüksek hiyerarşik önemde işleme yürütmekte olan beyin aktivitesi sırasında bir nörotransmitter eksportunu paketlemekten sorumlu ufacık bir pompadan başka bir şey değil ” diyordu.

Son zamanlarda, beyindeki dinin modus operandi’si ile ilgili dair bilimsel araştırmalar yön değiştirmiş gibi görünüyor. 2016 yılında Neuropsychologia’da yayınlanan “Mistik Deneyimlerin Sinirsel Korelasyonları” (Neural Correlates of Mystical Experience) başlıklı çığır açan bir makalede Chicago Rehabilitasyon Enstitüsü ve Wellington Victoria Üniversitesi’nden araştırmacılar, “Ruhsal uygulamalar sırasında neyin aktive edildiğini incelemek yerine, neden bastırılan şeye bakmıyoruz?” sorusunun cevabını aradılar. Ekip, x-ışınları çıkaran bir modülün bir hastayı hedef aldığı ve makinenin bilgisayarının kesitsel görüntüler veya “dilimler” oluşturmak için işleyeceği sinyalleri üretmek için hızlı bir şekilde vücut etrafında spiral şeklinde döndürüldüğü bilgisayarlı tomografi (BT) yöntemini kullandı. Yaralı Vietnam gazileri üzerinde 116 BT taraması yaptıktan sonra ekip dikkat çekici bir bulgu buldu: Mistik deneyimler yaşayanların beynin dorsolateral prefrontal korteks adı verilen bir bölgesinde hasar görme olasılığının daha yüksekti. Bu bölge planlama, kognitif esneklik, inhibisyon ve soyut akıl yürütme kabiliyetimiz gibi yürütücü işlevleri kontrol eder – mistisizmi çevremizdeki dünyayı açıklama aracı olarak kullanma eğilimimizi azaltmak için gerekli tüm fonksiyonlar, buradadır. Bir bakıma, bu bölgeye verilen hasar beyni inhibisyonları bırakmaya ve şifreli bir kapının ötesine geçmeye “teşvik eder”.

Temporal lobumuzu gıdıklayan bir başka şey olan müzik de hep aşkın tecrübelerle ilişkilendirilmez mi?

“Bazılarımızın sanki dindar olmak için doğmuş gibidir değil mi?” Davranışsal bir nörolog olan Jay Lombard, Lifespan Medicine Kurumunda, Beyin Performansı programının başkanı ve Tanrı’nın Zihni: Sinirbilim, İnanç ve Bir Ruhu Aramak (The Mind of God: Neuroscience, Faith, and a Search for the Soul) isimli kitabın yazarıdır. Lombard kitabında, Tanrı’nın varlığı, yaşamın anlamı, ahiret ve özgür irade gibi manevi bilmeceleri keşfetmek için kendi pratiğinden vaka tartışmalarına bakar. Beynin —ya da “insan deneyiminin biyolojik alt tabakası” dediği kısımın, tüm insanları Tanrı ile karşılaşmak için potansiyel adaylar haline getirdiği sonucuna vardı. “Deneyimlerin biyolojik temelleri — bir çiçeğin kokusunu veya sevilen birinin görüntüsünü canlandırmak — sadece bir çiçeğin ya da sevilen birinin gerçekte ne olduğuna dair aklımızdaki simülasyonlar veya projeksiyonlardır. Bu noktada ‘görecelik paradoksu’ yüzeye çıkacaktır: Mekan yoktur, zaman yoktur, ya da birbiriyle ilişki olanlar haricinde nesne de yoktur, ve bir Tanrıya inanıp inanmayacağımız bize kalmış bir vicdani sorundur” diye anlatıyor Lombard.

Northwestern Üniversitesi’nde psikiyatri ve davranış bilimleri profesörü ve yukarıda bahsettiğimiz yaralı Vietnam gazileriyle ilgili araştırmanın ana yürütücüsü Jordan Grafman ise pek aynı fikirde değil: “Hepimizde dinsel ya da başka bir tür inanç sistemine inanma kapasitesi mevcut, ancak evet, öyle zannediyorum ki ortalamada, bazı insanların diğerlerine göre daha dindar olacağını belirleyen, sinirsel ağın bağlantılarıyla alakalı farklılıkların olduğunu bize güvenle söyletebilecek kadar bilimsel kanıt da var”diyor. Bu noktada Grafman, çevrenin beyindeki bellekte kalan şeylere yönelik oynadığı heykeltraşlık rolüne vurgu yapıyor. “Beynin yapısındaki bu çeşit bir kablolama, dini öğretileri daha bağlılıkla takip etme olasılığınızı artırabilir, ancak kablolamanın tam kendisi de, büyük ölçüde nasıl ve nerede yetiştirildiğinizle ve büyürken edindiğiniz deneyimlerinizle – başka bir deyişle davranışsal maruziyetlerinizle alâkalıdır. Bu noktada oyuna nöroplastisite de dahil oluyor: beyninizin kablolarının artıp azalarak, zaman içinde sinir yollarını değiştirme ve oluşturma, yeni anılar, yetenekler ve alışkanlıklar toplama yeteneği. ”Diyor Grafman.

Bu Kırmızı Taçlı Turna (Grus Japonensis) Kim Bilir Neyi Düşünmektedir?

Peki şimdi Tanrı genlerinizde var mı, yok mu? Siz ne düşünüyorsunuz? Kalıtım, davranışsal maruziyet, sosyal etki, inanç veya özgür irade kalibresinin biyo-psiko-sosyal ve dini-felsefi-metafizik kavramlarının bir karışımı ile boğuştuktan sonra, hangi taraftasınız? Peki ya zaten çalkantılı nörobilim-maneviyat ilişkisini sarsmaya gelen yeni oyuncu? Artık yavaş yavaş ortaya çıkmakta olan, daha yüksek bir bilinç durumuna ulaşmanın alternatif bir yolu olarak belirli saykedelik maddelerin (evet, doğru duydunuz) kontrollü bir şekilde kullanılmasını işaret eden bir dizi ana akım çalışma da var.

Bir sonraki bölümde kısaca “Tanrı Kaskı”ndan bahsedeceğiz.

“Tanrı Kaskı” ile ilgili Big Think’te yayınlanan Kısa Bir Söyleşi


Bir Önceki Bir Sonraki

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İptal Yorum gönder

keyboard_arrow_up